8 Aralık 2011 Perşembe

SANA DAİR


Yıldızlarım bir bir kayıp, gecelerim koyu karanlık olmasın diye seni almak istedim yastığımdaki bir kafa boşluğu çöküntüye. Sen geldin de orayı doldurmayı başardın mı bilinmez de, tuzsuz aşımın tuzu olup çıkıverdin. Sana tuzum dedim sonra fark ettim; tuz her şeymiş aslında insan için. Sana sarılmalarımda akan terimde sen varmışsın, sana dökülen gözyağmurlarımda yine sen... Beni bu kadar sen yapmak nasıl zarar vermiş bize fark edememişim hiç. Gitmem gerektiğinde sana bu kadar zor veda ediyor olmamın nedeni de bu. Uzaktaki sevgilerden kopamazsın ama yine de kavuşamazsın demiştim ya sana; uzak kalacağım bize ve senli sevgilerime. İkimizden oluşturduğumuz zinciri koparıp, başkalarından yeni bir zincir yaparak birbirimizi unutuyor olmamıza ağlayacağım siyah beyaz gülüşlerin olduğu eski bir evin duvarlarına bakarak.
Vedaları hiç sevmiyorum işte! Kimseye veda etmeden sessiz gidişlerime hapsettiğim anılarımı alarak, karanlık gecelere bıraktım kendimi. Özlem diyorlarmış ardımdan hiç yorulmadan beni takip eden huysuz duyguya. Bu okuduklarınsa, korkularımı itiraf ederek kurtulmak istememden kaynaklanıyor. Yazarken fark ettim korkularım yokmuş; tuzlu ve tuzsuz hayatımın tarifiymiş sadece bu karmaşık sözcükler…
Seni görmek görmemekten daha kötüymüş onu anladım. Sen geçen akşam gözlerime bakarken ve benim seni seven bedenimin her noktasını ezberlerken; bende senin beni nasıl sevmediğini anladım. Hani ben o taksiye binip giderken de sadece hisseden bir kör gibi gördüm, sevemezsin sen kendinden başkasını. Belki de kendini bile sevmeyi beceremezken…
Arkamdan bakıyor olmanı ümit ederek dönüp baktım ama sen çoktan bensiz hayatına geri dönmüştün. İçim acıdı ya anlatamadım sana, anlatamazdım ki. Zaten her seni beklediğim yollardan sensiz dönüp yine sana varışlarımda fark etmedin, beni nasıl karanlık bir sevdaya ittiğini. Sen kendini cezalandırıyordun da sevgili, bana yaptığına ne demeli? Beni acıyla zincirleyip gecelere hapsettiğin doğru mu? Doğru mu beni sevmediğin?!!! Ben arkandan baktım da sen gitmiştin desen ya hadi! Sarılıversen ya üşüyen ama sıcacık kalbime…
 Ben bana verilen iyi ve güzel ne varsa, yalnızlığımla ödüyorum bedelini anladım. Hani her şeyin bir bedeli varmış, hani her şey karşılıklıymış ya; karşılıksız sevgimi de al git o zaman bana harcadığın bakışların için. Acıyıp da geri dönme sakın bulamazsın; her daim bir hiç uğruna harcamam sevgilerimi. Sen belki bir gün anlarsın neler kaybettin ya da kaybettiğin kadar nasıl kazanamadın;  ben yanıma aldığım bir şişe kırmızı şarap ve yanında meze niyetine hazırladığım bedensel kayboluşlarımla kim bilir kimde kaybetmeye çalışacağım bende saklı seni ve kim bilir kimin kollarında soğutacağım sıcaklığını. Onları da alıp gitsen ne vardı sanki? O zaman bu kadar koymazdı ellerimi bir tutup bir bırakman. Yine de kirletmeyeceğim, seni nasıl sevdiysem öyle bırakacağım hoyrat bir rüzgara doğru hafifçe üfleyerek anılarımı. Sonra ben nereye nasıl ve NEDEN giderim bilmiyorum ki. Sen kaçıyorsun, beni de kaçtığın yönün tam tersine kaçırıyorsun. Haksızlık bu! Ben herkesten çok sevmiştim seni! Bana anlamsızca anlam yüklemeye çalışmalarında, işte bundandı. Ben sen istemeden, sen sevmeden nasıl severdim ki seni? Ne hakkım vardı? Korktun mu sevgili? Hesap vermeden, ‘’ beni sev!’’ demeden sana ilan etmeden seni sevmelerimden korktun mu? Hakkımı isterim derse ne olacak diye mi düşündün? Doğru ya seni sevmeye hakkım da yoktu ki benim. Tamam ben artık pes ediyorum yenildim. Senin içinde yarattığın bensiz dünyada kayboldu sevgim. Hükümsüz sende kimliğim…
Bugün kendime ayırdığım zamanı da seni düşünmekle harcayıp bitirdim. Bu aynı senin beni benden habersiz kalbinden çıkarman gibi oldu. Senden habersiz senle geçiriverdim bugünü işte. Ellerim çok üşüyor yine biliyor musun? Kimsenin dokunmasına izin vermiyorum yanaklarıma. Stabilize olan ya da olmaya çalışan kişiliklerin arasında varlığımı ispatlamaya çalışıyorum. Bilinçsizce kendini buluş ve sonra kendinden vazgeçiş dönemlerimi atlatıp, tamamiyle kendime adandım kendimce. Hoşçakalsız çekip gittim kim varsa hayatına misafir olduğum. Yinede bir an gelsin beni hatırlasınlar diye, bana dair anılar bıraktım her birine. Bu da nasıl bir ajitasyonsa? Bunlar sana yazdığım son cümleler keyfini çıkar derim. Benden sana kalan son dekorlar olsun ömrünün avare yıllarında. Tabi senin içinde, daha öncekilerde de olmadığı gibi, bedduam yok. Ben seni de küçük bir kız çocuğuyken oynadığım evcilik oyunu gibi,  geçmişime yolcu edip, el sallamanı beklemeden rüzgara karıştım. Bana fütürist demiştin ya hani; o gelecek seninleydi artık sadece şimdici olabiliyorum. Kelimelerimin bundan sonrası belki bir başka adama, belki de sadece laf olsun diye. Başlık koymadan yaşayıp, isimsiz anılar edineceğim kendime…
Üşüyorum… Kendimi bildim bileli içimde bir titreme var hiç durduramadığım. Artık titremek ve üşümek istemiyorum ama bundan nasıl kurtulacağımı bir türlü bulamıyorum. İçimdeki özlem büyüdükçe daha çok üşüyorum. Neyin hasreti nereye kadar? Nasıl oluyor da bu kadar beni hapsediyor? Yazgılarıma, yazılarıma, boyadığım bütün tuallere ve her aldığım nefese seni hapsettim. Acım mısın yoksa acılarımdan kurtaran sen misin anlayamıyorum hiç. Nisan yağmurları gibi sevindiriyor, arada bir görünüpte kayboluşun. Gel demek geliyor dilimin ucuna ama yutuveriyorum korkumdan. Boğazımda takılıp bir yumruk gibi sıkıştı kaldı gel demelerim. Ağlayıpta akıtmak istiyorum biriktirdiğim, elim boş, kalbim dolu geri dönüşlerimi. Başka bir yol varsa sen söyle diyeceğim ama sen benimle hiç konuşmuyorsun ki. Bir şarkı var: her yağmur yağdığında gözlerin hep aklımda… İşte öyle… Boğazımda hıçkırık olup düğüm düğüm kalbimi sıkıştıran seni çağırmalarım ve gözlerimde yağmur olan sevgim beni gördüğünde sana anlatır mı bilmem bendeki seni. Eğer beni duymadığın gibi göremezsen işte o zaman ben… Nasıl anlatır kelimelerim bilmiyorum. Toprakta suyun yokluğu gibi, damarımda kanın bir derin kesikte akışı gibi, annesiz doğan bebek gibi, kabuslarında bağırmak isteyip de sesinin çıkmayışı gibi, gurbete gidenin arkasından el sallamak gibi, yarın öleceğini bilerek yaşamak gibi... Sıcak bir yaz akşamında kulağıma fısıldayan serin bir rüzgar anısın; unutamadığımsın. Her doğum günün benim sana özlem mumlarımı üfleyip, seni dilediğim saatlerle geçerken, kendi ellerimi bırakıp ruhumu uçuruma atışımı kelimelere döküp sana bir türlü yollayamadığım mektuplarla dolup taşan defterlerimi saklıyorum içime. Önceden ağlayarak rahatlarken, son zamanlarda ağlamamak için kahkaha attığımı fark ettim. Hıçkıra hıçkıra avazım çıktığı kadar bağırıp ağlamak istiyorum sana. Sen sarılsan, omzumda elini hissetsem, sensiz zamanlarımda çektiğim acılarımı içimden söküp atsan ne güzel olur. Çığlıklarıma susuşuma büyük öfkeler var bir türlü bitmiyor bitiremiyorum, ciğerim yanıyor! Sen olmadığını bilerek tuttuğum her el, beni uçuruma çekiyor. Üşüyorum…
Kalbimdeki kırıklar ruhuma batarken, bir acı karanlıkta susuyorum. Boğazımda birikip de, ben sen(!) dedikçe beni boğan ağlamaklı hallerimle baş başa kaldım çaresiz çareler ararken kayboluşlarıma. Bir telefon sesi, bir adıma sesleniş ürkütüyor her defasında; yine beni benden alacaklar sanıyorum. Yanlış kararlar arifesine çeyrek var; yüreğim öyle ürkek sinmiş bir dilenci köşesinde, payına düşen yalan aşkları yaşıyor. Ellerimi uzatıyorum, ya boş kalıyor ya da avuçlarım kanıyor taşıyamıyorum yalnızlığı. Susmak istemiyorum hiç ama dilimdeki mührü kaldıramıyorum bir türlü. Dokunmak istiyorum cilveli bir rüzgar gibi, ellerimde bir görünmez kelepçe var uzanamıyorum bile. Bitmeyecek adım gibi biliyorum!! Acıyla başlayınca bu yalan dünyaya, acıyla veda ediyorsun biliyorum. Hiç susmadan ağlasam kararan kalbim yıkanır mı ki? Gözyağmurlarım bana geri getirir mi bütün güzelliklerimi? Saflığımı alıp gidenlerden intikam alabilir mi ki yaralarım? Üşüyorum…
Hiç sormasınlar bana artık nerdesin diye. Nerden geldiğimi bilmediğim gibi nerde olduğumu da öğrenemedim gitti. Sesim titriyor öfkemi çıkarıp atmak isterken. Allah’ım söyle onlara geri versinler hayallerimi! Dualarım eksik, uykularım rüyasız kaldı ve ben bir mevsimsiz göç etmiş kuş misali kayıp bedenlerde… Beni bu çirkin dünyaya hapsedişin niye? Kirlendi zaten hayaller, umutlar tükendi belki mutluluğa 1 adım kala. Üşüyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder