8 Aralık 2011 Perşembe

KURAK GELDİ AŞKIN

Sen öptüğünden beri dudaklarım susuzluktan çatlamış topraklar gibi. Tenim dokunuşlarından yanıyor ama bu yangınlar senin bildiğin yangınlar değil sevgilim. Annemin çocukken yaramazlık yapınca dilime sürdüğü acı biberin çocukluk hayallerimi yakışı gibi. Sende son kalan umutlarımı yakıp, küllerini bavula dolduruyorsun. Yoksa gidiyor musun? Adın gibi sahte mi sevmelerinde senin? Üzerimize doğacak olan güneşe ayıp olmaz mı şimdi bu kaçışların? Ben mavi severim dedim; sen, ben maviden geldim deyip beni kandırıverdin. Oysa ne saf olduğumu unutmuşum, yine sonradan geldi aklıma; maviden gelen mavi olmaz ki, mavi mavi bakamaz ki! Al git ne istersen çünkü bende kalanlar tam da senin aradıkların olsa gerek. Isıtmadı hiç bedenimi sözcüklerin. Kalbinin ateşi vurmadı kalbime. Dinledim! Beni bile bilmiyor daha açgözlü yüreğin. Ben aşktan korkmam, yenilmedim hiç bugüne kadar ona. Kalbim ağrıyor ağır geliyor sadece, inanmak isteyip de inanmadığımı kendime her ispat edişimde. Bana buz gibisin dedin ama hiç ısıtmak istemedin ellerimi. Sözlerin sessizliğimde hapsolup yastığımdaki gözyağmurlarımı salıveriyor. Sen ezdin beni aşkım! Benli anlarını kaybettiğin sarhoşluğunda boğdun sana dair hislerimin her birini. Senide alıp götürsün rüzgarlar benden uzak dünyalara. Lanetler yağdır istersen; benli hayallerinin son sahnesinin son perdesiydi bu. Bende artık kendimi bir sinsi dalgaya atıp, senin karanlık çukurlarda alabora olmanı izleyeceğim. Bazı gecelerde içinde olmayı deliler gibi istediğin süslü bedenlere benim adımı söyleyeceksin ama sen benim içimde koca bir karanlık odasın kilit vurduğum. Ve ben belki adını bile kullanmayacağım sırf cümlelerim kirlenmesin diye. Kandım işte deyip yas tutacağım kim bilir bir sonbaharda belki de…
Kaçışlarım bir türlü işe yaramıyor ve her defasında senin hayatının tam ortasına atıyor beni. Bir sarhoş edasında, adımları karışarak ilerleyen korkularım, nedense inatla bırakmıyor peşimi. Can damarımı kesip at istersen en baştan da,  kolay olsun gidip dönmeyişin. Dua edemez oldu yalanlarla boğuşan dilim. Açamıyorum ellerimi maviye, gidemiyorum saksıdaki çiçeği bırakıp. Çiçek bahane anla işte! Sen fark edersin belki diye, sessizce yanına kıvrılıp uyurmuş gibi yapmalarım. Sen bana huzur ol; senli zamanlarım hep mutlu olsun gecelerle savaşsın istiyorum. Oysa sen ellerimi bile tutmaya üşenirken sevgilim… Kalbim taş oldu da ondan mı, yoksa çok mu yumuşadı pamuk yumağı misali anlamadım ki; kırılmıyorum ben, senin beni görmezden gelişlerine. Özlemlerimi arka odaya kapattım korkmana gerek yok inan. Kapkara bulutlar dolaşsa da üzerimizde sadece yağmur habercisi bunlar. Bizi şımartıp kucağına alacak kocaman bir mavilik. Ellerimi tutsan da bulaşmaz avuçlarımdaki kan sana merak etme. Adının içine saklı olan duyguların nedir bilmem de, beni oralarda bırakıp gitme. Gitmek istiyorsan git ama beni bende bırak sadece. Korkmuyorum diyorum hep kimse sormasa bile seni. Fark etmedin mi daha Azrail gelmiş gibi ürküyorum senli anlarımdan. Ayrı ayrı sen ve ben olmuşuz bunca zaman. Bundan sonra biz olabilir miyiz ki? Giderek daha nihilist yapıyor beni, bizi düşünmek. Sahi biz var mıydı sevgilim?.. Ütopyalar içinde boğuşan ruhum gerçeklerle vurgun yedi. Herkes gözüme senin karanlığını sokarken, hiç düşünmediler; karanlık kör eder her şeyiyle teslim olmuş kimsesizleri. Çok yorgunum lütfen sende beni yorma. İlk sen uzat elini, tutup çek işte düşmeye hazır ruhumu. Giderek dayanılmaz oluyor bu uyku hallerim. Daha zor geliyor gözlerimi açık tutmak her nefes alışımda. Ama uyursam biliyorum son uykum olacak. Uyanamayacağım hiç altın rengi tan vakitlerinde. İzin verme sakın! Saçlarımda gezinen dudaklarını çekme hiç, bırak öyle kalsın. Sen gelmeden önce sokaktan geçen eskiciye verdim kalbimi, nerden bilirdim ki senin geleceğini. Çok kırılmıştı sevgilim, işe yaramaz diye değer bile vermediler. Kalpsiz yaşanır mı hiç demişlerdi fakat yaşanıyor işte. Ha bir eksik ha bir fazla. Beni kandıran sevdalara artık kalbim değil ciğerim yanıyor. Yakında bitecek her şey biliyorum boşuna seni çağırmalarım ya da seni tutup da kurtulmak istemelerim. Bendeki son bakiye sensin. Ve yine gitmek için seni feda etmem gerekecek. Ben giderken kimse arkamdan gelmek istemedi biliyor musun? O yüzden yollarım hep uzadı, sevdalarım her defasında korku taşlarına takılıp tökezledi. Ben giderken hiç olmazsa arkamdan el sallar mısın peki? Dönüp bakmasam dahi, gözlerinden kaybolup gidene kadar ardımdan bakar mısın?  Azıcık sevgi gösterisi bile yeter inan ki seni yazmak için. Doğru diyorsun sevgilim; yazıyorum ya seni! Sen çoktan vermişsin bana verebileceklerini bir çırpıda. Sen bana bakma işte korkudan ne yazdığımı biliyor muyum ki ben? Yine de izin verme seni özlememe sakın. Çünkü o zaman sende gidemezsin bırakıp da bu son sözlerimi. Sen korkarsın ya yükseklerden, ben kanatlarımı açıp uçmak isterken kızıp da onları kesersen ne olacak sevgilim? Avuçlarım sana kanayacak hiç durmadan gecelerce. Acılarım sana teslim kendi yağmurlarımda boğulacağım seni yatağıma her alışımda. Tamam yeter artık! Git istersen benden. Yazdıkça seni daha çok alıyorum hayatıma. Bir hayat ama çok olgunlaşıp da dalından düşerek ezilen meyve gibi, unutulmaya bırakılan tek başına kocaman bir hayat. Ve sen o hayatın içinde sıradan bir yolcusun sadece…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder