Bir gün aniden başlayan bedensel çöküşlerim bitmek bilmedi. Kurtulamıyorum
hiç, kaçtıkça peşimde bir sinsi gölge gibi beni takip ediyor. Gecelerce, güneşi görene kadar uykusuz ve ıslak geçirdiğim duygusal depremlerimde, sadece O vardı benim için en sadık sığınak. Ben her O’na sırtımı dönüp gidişlerimde ve sonra bir kırık hikayeyle geri dönüşlerimde bütün şefkatiyle beni kucaklayan teselli eden bir tek O…
Yanlışlarımın bedelini şimdi ödeme zamanıydı sanırım. Tek düşünebildiğim şey buydu, başımdaki kara bulutla ilgili. Arkamda bıraktıklarımın intikam alma vaktiydi diyordum. Yine de yetmedi kendimi kandırmaya. Böyle bir ceza ne için olabilirdi hiç anlam veremedim. İki kapı ötedeki parlak odadan yükselen dualara inat, hep orada öylece yok olup gitmeyi diledim O’ndan. Ben kirli olan taraftım o odadaki ise temiz olan taraftı. Benim dualarım kabul olacak değildi ya! Ölüme yatıp ta hayata uyanışıma döküldü sessiz sedasız akıp giden gözyaşlarım. Beklenen gelmedi hiç ve ben gidemeyişime mi yoksa gelmeyişine mi yandım tekrar bilemiyorum. İçimi parçalayıp bedenimin her hücresinden akarak buharlaşan tövbelerim, yağmur gibi üstüne yağdı, beni özgürlük altında zincire vuran görünmez ellerin kirli kalplerine. İşe yaramadı O’na yalvarışlar yine de. Ölümlere bile bu kadar yas tutmadım, değersiz duygularla uyanışıma yas tuttuğum kadar. Sırtımda taşıdığım acılarıma kader dediler, acıları bana hediye edenler. Dinsel, tinsel, düşünsel ve hatta duygusal hallerimle ben tekrar gecelere sahip çıktım. Ama eskisi gibi değildi geceler de. Yastığımda benden kalan ıslaklık kurumuş, duvarlar da kanlı rutubet lekeleriyle geçmişim asılmıştı. Unutmama izin vermeyeceklerdi hiç korkularımı anladım. Tek bir şey vardı benimle birlikte kalan. Mavi!.. Belki maviye olan tutkumdu beni ayakta tutmayı başaran, belki de bir işaretti gücümü sınayan. Yenildiğimi düşündüm sürekli ama sonra bir gün yapayalnız olduğumu anladım. Yenilmemiştim aksine zafer benimdi. Çünkü onca zafere ödül bir tek yalnızlık olabilir. Bir tek kazananlar yalnız kalır öğrendim. Sevinemedim… Mutlu olmalı mıydım? Ya da huzurlu uykulara dalıp rüyalarıma teslim olabilir miydim ki? Bana öğrettiği en önemli ders şimdiydi işte. Kazanmak kaybetmekmiş aslında! Gidecek yerim kalmadı artık. Nereye gitsem yollar hep aynı yere çıkıyor. Çırpınmalarım beni daha derinlere çekip, kimsesizliğimde hesaba çekiyor. Uykum geliyor… Bu sefer belki derin olur uykularım da kimse uyandıramaz. Prangalarımı görmezden gelip güneşe uzanmalarıma gülmeyip, beni şefkatiyle saran bir kalp aranıyor acilen. Ameliyat masasında kalan temiz bir kalp var içindeki güzel duygularda yanında hediyesi. Gelene hayatımı promosyon olarak sunuyorum. Düşünmek istemiyorum hiç kimseyi hiç bir şeyi artık. Eninde sonunda daracık bir kutuya hapsolduktan sonra ne anlamı var ki kendini unutup savaş kıyafetlerini giymenin? Bir fincan sıcak çayın tadını bile alamadıktan sonra nereye kadar gider kendini bencilce bir şey sanmalarımız? Kim tarif edebilir bana yıldızlara giden yolu? Söyleyin hadi; kim karşılıksız sevdi?...
Yanlışlarımın bedelini şimdi ödeme zamanıydı sanırım. Tek düşünebildiğim şey buydu, başımdaki kara bulutla ilgili. Arkamda bıraktıklarımın intikam alma vaktiydi diyordum. Yine de yetmedi kendimi kandırmaya. Böyle bir ceza ne için olabilirdi hiç anlam veremedim. İki kapı ötedeki parlak odadan yükselen dualara inat, hep orada öylece yok olup gitmeyi diledim O’ndan. Ben kirli olan taraftım o odadaki ise temiz olan taraftı. Benim dualarım kabul olacak değildi ya! Ölüme yatıp ta hayata uyanışıma döküldü sessiz sedasız akıp giden gözyaşlarım. Beklenen gelmedi hiç ve ben gidemeyişime mi yoksa gelmeyişine mi yandım tekrar bilemiyorum. İçimi parçalayıp bedenimin her hücresinden akarak buharlaşan tövbelerim, yağmur gibi üstüne yağdı, beni özgürlük altında zincire vuran görünmez ellerin kirli kalplerine. İşe yaramadı O’na yalvarışlar yine de. Ölümlere bile bu kadar yas tutmadım, değersiz duygularla uyanışıma yas tuttuğum kadar. Sırtımda taşıdığım acılarıma kader dediler, acıları bana hediye edenler. Dinsel, tinsel, düşünsel ve hatta duygusal hallerimle ben tekrar gecelere sahip çıktım. Ama eskisi gibi değildi geceler de. Yastığımda benden kalan ıslaklık kurumuş, duvarlar da kanlı rutubet lekeleriyle geçmişim asılmıştı. Unutmama izin vermeyeceklerdi hiç korkularımı anladım. Tek bir şey vardı benimle birlikte kalan. Mavi!.. Belki maviye olan tutkumdu beni ayakta tutmayı başaran, belki de bir işaretti gücümü sınayan. Yenildiğimi düşündüm sürekli ama sonra bir gün yapayalnız olduğumu anladım. Yenilmemiştim aksine zafer benimdi. Çünkü onca zafere ödül bir tek yalnızlık olabilir. Bir tek kazananlar yalnız kalır öğrendim. Sevinemedim… Mutlu olmalı mıydım? Ya da huzurlu uykulara dalıp rüyalarıma teslim olabilir miydim ki? Bana öğrettiği en önemli ders şimdiydi işte. Kazanmak kaybetmekmiş aslında! Gidecek yerim kalmadı artık. Nereye gitsem yollar hep aynı yere çıkıyor. Çırpınmalarım beni daha derinlere çekip, kimsesizliğimde hesaba çekiyor. Uykum geliyor… Bu sefer belki derin olur uykularım da kimse uyandıramaz. Prangalarımı görmezden gelip güneşe uzanmalarıma gülmeyip, beni şefkatiyle saran bir kalp aranıyor acilen. Ameliyat masasında kalan temiz bir kalp var içindeki güzel duygularda yanında hediyesi. Gelene hayatımı promosyon olarak sunuyorum. Düşünmek istemiyorum hiç kimseyi hiç bir şeyi artık. Eninde sonunda daracık bir kutuya hapsolduktan sonra ne anlamı var ki kendini unutup savaş kıyafetlerini giymenin? Bir fincan sıcak çayın tadını bile alamadıktan sonra nereye kadar gider kendini bencilce bir şey sanmalarımız? Kim tarif edebilir bana yıldızlara giden yolu? Söyleyin hadi; kim karşılıksız sevdi?...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder