Ben Alice'im...
O masalı ve Harikalar Diyarını ben uydurdum.
Bana kandırıkçı diyebilirsiniz. O çılgın şapkacı, beyaz tavşan, kraliçeler ve masaldaki her şey de benim.
Harikalar Diyarı'nın olmayacağını anladığımda, umutlarımı ve hayallerimi yaşatmak için uydurdum hepsini.
Evet, o HAYALPEREST Alice benim!
Hep yanlış yerde ve zamanda yanlış pasta dilimini yedim.
Peşine takıldığım tavşan yalancıymış, ben ne yapabilirim?
Yeniden yazdım her şeyi, sırf siz tebessüm edin diye.
Aynaya baktığımda gördüklerimden korkup, suçu aynaya attım. Parçaladığım aynanın içine geçti hayallerim.
Ben korktum üzgünüm...
Hayallerimin gerçeklerle yok olup, yalanlarımın beni o lanet çukurda boğmasından korktum.
Küçük kapıyı görünce kendimi büyük sandım. Hayır hayır, ben kimseyi küçük görmedim!
Gözyaşlarımda boğulunca, büyümek için çok ağlamak gerekiyormuş onu anladım...
16 Ocak 2013 Çarşamba
8 Ocak 2012 Pazar
GİBİ
Gidişin gibi gelişin olsun merhabasız,
sanki hiç gitmemişsin ya hani. Hep yanımdaymışsın gibi işte. Bitiriyorum ben artık
sonları, vedalarla biten çöp kokulu kâbus aşklarımı. Bir masal yazdım Harikalar
Diyarında. Adı belki huzur, belki mutluluk, belki de her şey var içinde. Fakat camdan
pabuçlarım yok. Başımda bir taç ya da öpünce yakışıklı prens olan bir kurba da
yok. Ben varım, sen varsın. Ve birlikte olduğumuz her an anlatılacak. Dillere dolanacak,
herkesi eğlendirecek ama kimse tam olarak ne olduğunu da anlamayacak. Tekerleme
tadı bırakacak ağızlarda. Koridordaki ayak seslerinin esrarengiz havasında,
kapı zili gibi tahmin edilemeyen olacak hayatımız. Bize özenip herkes masal
yazmak isteyecek, yalanları yaşarken. Ama hiç biri bilmeyecek, bizi biz yapan
hep GERÇEK!..
EŞSİZ GÖKKUŞAĞIM
Yazmasam çıldıracaktım… Usta
yazar Sait Faik’in yazma nedenini anlattığı bu cümlesini ilk duyduğum anda “İşte
bu!” dedim kendi kendime. Ancak bu kadar yalın anlatılabilirdi yazmayı seçmek. İçindeki
yazma tutkusunu bir tek kelimeyle ortaya dökmeyi, Sait Faik gibi bir usta
yapabilirdi. Onun hayatının sözcüğüydü o. Hayallerinin, ideallerinin, yaşama
sebebinin sihirli kelimesiydi. Çıldıracaktım dedi ve yazdı. Yazarken kendini
çıldırmaktan kurtardı, yazdıklarını okurken de bizi. Böylece sihir onunla
birlikte okurlarını da sardı.
Ben de yazarın bu sözünde kendimi
buldum diyebilirim. Çünkü üzüldüğümde, sevindiğimde, sevdiğimde, acı
çektiğimde, öfkelendiğimde, istediğimde, istemediğimde hatta hasta olduğumda
hep yazdım. Bir tek yazdığımda derdimi anlatabildim. Kelimelerin kalemle
evliliğinden doğan, içine küçük sırlar gizlediğim cümlelerim oldu. Onları çok
sevdim. “Nasıl daha iyi büyütebilirim ?” sorusunu sordum. Derken yazamadığım
zamanlarım benim zamanlarım olmamış, bunu gördüm. Öyle ki yazamayıp, içimde
duygularımla savaştığım anlarda anladım; ben de yazmadığımda çıldırıyordum. Yazmadığımda
kendimi kaybedip, kim olduğumu unutuyordum. Sonra tek amacım yazmak oldu. Fazla
bir şeye de ihtiyacım yoktu. Bir kalem ve bir kâğıt. Benim gerçek dostlarım!
Şimdi kelimelerle sohbet ediyor,
onların benim duygularımı kullanmasına izin veriyorum. Her an yazacak bir
şeylerimin olması bana yaşadığımı hissettiriyor. Yalnızlığımı kalemim, kâğıdım
ve kelimeler alıp götürüyor. Yazarken çekilmez olan daha çekilir oluyor, güzel
olansa daha güzel. Ve ben kelimelerle resim yapıyorum çıldırmanın eşiğine her
gelişimde. Ortaya çıkan yalnızca benim renklerim oluyor. Başkasında olmayan
eşsiz tonlarda bir gökkuşağı! Bir ressam nasıl seviyorsa boyalarını, bende öyle
seviyorum sözcükleri. Ve kendimi yeryüzünün en özgür insanı hissediyorum.
DÜŞÜNCE AĞRISI
Düşüncelerimin tam ortasında kalmışken özlüyorum,
İstiyorum seni…
Kapkaranlık çıt çıkarmayan
Sinsi geceye sığınıyorum.
Atsın istiyorum beni uçurumlara
Çakılıp kalayım dibinin de en dibinde!
Sonra bana acıyarak doğan güneşe kızıyorum.
Üstüne salıp yok etmek istiyorum
Ondan bile daha ateşli olan kalbimi
Her yer buz olsa, çok soğuk olsa
Isınmak için insanlar hep birbirine sarılsa
Yakıcı yalnızlıklarımız kaybolsa...
Ama yok olmaz!
Ya sana başkası sarılırsa o zaman?
Ben yine yalnız kalarak donarsam!
İşte böyle karışığım seni düşünürken
Kafamı duvarlara vursam
Vursam
Düşüncelerim dağılsa, ufalansa, yok olsa
Kafamdaki şişlikler dokununca iniverse
Düşüncelerim hiç geri gelmemecesine
Seni unutur muyum?
Vazgeçer mi kalbim sana yanmaktan?
MAVİ
Gidilecek yer daha o kadar çok ki
Sen de o yerlerden birindesin.
Zaman ne zamandır bilinmezken,
Düşüncelerimin doruğunda sen varsın.
Artık özlemler senin için sadece
Buluşma noktasında olacaksın vaktinde
Yine hep sen olacaksın biliyorum.
Koyu renk hayatımın en açık tonusun
Öyle kolay seni bulmak
Gel gör ki bulmak sorun değil
Yolları şaşırırsam ne olacak?
Frekansı karışmış radyo kanalı gibiyim
Sesimi net ulaştıramıyorum sana
Terk ettiklerimde arıyorum senden bir şeyleri
Korkularımı silmeye uğraşıyor hayal silgim
Sen olmadan yaşam olmuyor sevgilim.
İlle de sen diyor! Seni istiyor gökyüzüm.
Senin yıldızın olmadan gece olmuyor,
Senin mavini görmeden güneş doğmuyor buralarda.
Geç kalma sakın
Hep karlı günlerim…
8 Aralık 2011 Perşembe
SİNEMA SANATTIR
Hollywood’un milliyetçilik kokan, her fırsatta ‘ biz
mükemmeliz, en iyisiyiz’ mesajlarını gözümüze sokan, sinemanın sanatsal
yanından çok, eğlence tarafıyla ilgilenen, birincisinin ardından seri halinde
çekilerek kolaya kaçan filmlerinden ben çok sıkıldım. Sinema; yedinci sanat
olarak doğdu ve hep öyle kalacaktır. Sinema sanat arasındaki aşkı hiçe sayarak,
birbirinden ayrı şeylermiş gibi verilmeye çalışılmasına karşı eylem yapıyorum!
Her sahnesiyle sanat kokan Avrupa sinemasının sesini açma vakti geldi. Benim
gibi Hollywood sinemasından sıkılıp suyu çıkmış olanların imdadına yetişecek
bir film tavsiye edeceğim. 2005 yılı İngiltere yapımı olan, fantastik ve
oldukça keyifli bir yapıt Mirror Mask (Aynalı Maske). Senaryo ve yönetmenlik
Dave Mckean’e ait. Film 15 yaşındaki Helena’nın hayal dünyasının içine bizi
çekerken, aynı zamanda unuttuğumuz değerlerimizden bir kaçını da fark
ettirmeden hatırlatıyor. Filmin müzikleri de kendisi gibi eğlenceli. Konusuna,
merak edip izlemeniz için, girmek istemiyorum. Ama Aynalı Maske’de ki maskelere
hayran olurken, filmin içinde ki mekânlara dalıp giderken, aman dikkat gölgeler
sizi yutmasın! Bu arada söylemeden edemeyeceğim, filmdeki sahnelerin bazıları
da, bana Salvador Dali’nin tablolarını anımsattı. Aynalı maske filmini, en
azından çocukluğumuzdaki hayallerimizi yâd etmek için kesinlikle izlemenizi
öneriyorum…
Yaşasın Avrupa Sineması!
SOĞUKLA DONAN İNADIM…
Havadaki yakıcı soğuk, bir bıçak
gibi tenimi yarıp, iliklerime kadar işliyordu. Ayaklarımın uyuşmaya başladığını
hissettim. Ama otobüsün gelmeye hiç niyeti yoktu. Tam bir saat on beş dakikadır
beni sıcacık evime götürecek otobüsü bekliyorum. Acaba bir sonraki durağa kadar
yürüsem mi? Böylece hem biraz hareket edip ısınmış olurum, hem de bu benden
başka kimsenin olmadığı asık suratlı duraktan kurtulurum. İyide, tam ben
yürümeye başladığımda, otobüs yanımdan bir Ferrari gibi, kasıla kasıla geçip
giderse? Yok ya, bekleyim en iyisi. En kötü ihtimalle; şu geçerken kornaları
‘Gel seni evine bırakalım’ diye bağıran arabalardan birine biner, kendilerini
çapkın ya da playboy diye adlandırıp ta, beyinleri, altındaki arabadan başka
şeyi yürütmeye basmayan heriflerle yolculuk yaparım. Ne diyorum ben! Bu soğuk
benim kafayı üşütmemi de sağladı sonunda. Eyvaaahhh!! Bu akşam benim dizi
vardı. Tam da heyecanlı yerinde kalmıştı, yine kaçıracağım. Nerde kaldı bu son
kullanma tarihi geçmiş otobüs? Şoföre başlık parası vereceğim bir daha ki
sefere. Nedense bu trafik mağduru hep ben oluyorum. Uğursuzluk bu durakta
kesin. Of ya yine bir araba yavaşlıyor. Bu akşam bütün çekiciliğim üzerimde
herhalde..
‘‘ İyi akşamlar hanımefendi. Uzun
zamandır bekliyorsunuz sanırım. Gideceğiniz yere bırakabilirim.’’
Ona neyse benim ne kadar
beklediğimden. ‘‘ Teşekkür ederim. Eminim otobüs gelmek üzeredir.’’
‘‘ Ben bu kadar emin olmazdım.
Trafiğe ve kara baksanıza. Buyurun lütfen.’’
Haydaaa! Bu da radyoda yol bildiren adamlardan
herhalde. Çattık.
‘‘ Hayır, siz yolunuza devam
edin, ben olmadı bir taksiye atlar giderim. Siz boşuna endişelenmeyin.’’
‘‘ Soğukta iyice üşümüşsünüz.
İnat etmeyin de hadi binin arabaya. Size insanlık yapıyorum sadece. Bunda
yanlış anlayacak bir şey yok.’’
Aman da aman. Pekte merhametli
çıktı arkadaş. İnsanlık namına şimdi bende açacağım ağzımı ama titremekten
konuşamıyorum ki.
‘‘ Bugün; dünya Durakta Bekleyen
Bayanları Kurtarma Günü falan mı? Ne kadar yardımsever varsa hepsi bugün
rastladı nedense?’’
Dili de pabuç kadarmış. Ne inatçı
kadın çıktı. Altı üstü gittiği yere kadar bırakacağım, tabi bu arada da üstün
cazibemle onu etkileyebilirim.
‘‘ Hanımefendi, size kötü bir niyetim yok
dedim. Bakın sonra benim kadar kibar olmayan biri, sizi zorla arabaya atarsa,
benden günah gitti.’’
Ukala! Ama adamın gülümsemesi de
çok tatlı yahu. Aslında güvenilir bir imajı var. Yine de arabasına binersem,
hiç güven vermeyen bir davranış yapmış olurum.
‘‘O zaman siz şimdiden polisi
arayıp benim eşkalimi verin. Ancak bulurlar beni.’’
Yerim senin havanı esmer bomba.
Canın isterse, ne yapalım. Soğukta bekle de aklın başına gelsin.
‘‘ Tamam, pes ediyorum. Siz
bilirsiniz. İnşallah otobüs, dediğiniz gibi, gelmek üzeredir.’’
Eyvah adam gidiyor! Lanet olsun,
güven vermek kimin umurunda! Daha fazla burada beklersem heykel olacağım.
‘‘Bekleyin lütfen! Tamam
geliyorum.’’
…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)