Yazmasam çıldıracaktım… Usta
yazar Sait Faik’in yazma nedenini anlattığı bu cümlesini ilk duyduğum anda “İşte
bu!” dedim kendi kendime. Ancak bu kadar yalın anlatılabilirdi yazmayı seçmek. İçindeki
yazma tutkusunu bir tek kelimeyle ortaya dökmeyi, Sait Faik gibi bir usta
yapabilirdi. Onun hayatının sözcüğüydü o. Hayallerinin, ideallerinin, yaşama
sebebinin sihirli kelimesiydi. Çıldıracaktım dedi ve yazdı. Yazarken kendini
çıldırmaktan kurtardı, yazdıklarını okurken de bizi. Böylece sihir onunla
birlikte okurlarını da sardı.
Ben de yazarın bu sözünde kendimi
buldum diyebilirim. Çünkü üzüldüğümde, sevindiğimde, sevdiğimde, acı
çektiğimde, öfkelendiğimde, istediğimde, istemediğimde hatta hasta olduğumda
hep yazdım. Bir tek yazdığımda derdimi anlatabildim. Kelimelerin kalemle
evliliğinden doğan, içine küçük sırlar gizlediğim cümlelerim oldu. Onları çok
sevdim. “Nasıl daha iyi büyütebilirim ?” sorusunu sordum. Derken yazamadığım
zamanlarım benim zamanlarım olmamış, bunu gördüm. Öyle ki yazamayıp, içimde
duygularımla savaştığım anlarda anladım; ben de yazmadığımda çıldırıyordum. Yazmadığımda
kendimi kaybedip, kim olduğumu unutuyordum. Sonra tek amacım yazmak oldu. Fazla
bir şeye de ihtiyacım yoktu. Bir kalem ve bir kâğıt. Benim gerçek dostlarım!
Şimdi kelimelerle sohbet ediyor,
onların benim duygularımı kullanmasına izin veriyorum. Her an yazacak bir
şeylerimin olması bana yaşadığımı hissettiriyor. Yalnızlığımı kalemim, kâğıdım
ve kelimeler alıp götürüyor. Yazarken çekilmez olan daha çekilir oluyor, güzel
olansa daha güzel. Ve ben kelimelerle resim yapıyorum çıldırmanın eşiğine her
gelişimde. Ortaya çıkan yalnızca benim renklerim oluyor. Başkasında olmayan
eşsiz tonlarda bir gökkuşağı! Bir ressam nasıl seviyorsa boyalarını, bende öyle
seviyorum sözcükleri. Ve kendimi yeryüzünün en özgür insanı hissediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder