8 Ocak 2012 Pazar

EŞSİZ GÖKKUŞAĞIM


Yazmasam çıldıracaktım… Usta yazar Sait Faik’in yazma nedenini anlattığı bu cümlesini ilk duyduğum anda “İşte bu!” dedim kendi kendime. Ancak bu kadar yalın anlatılabilirdi yazmayı seçmek. İçindeki yazma tutkusunu bir tek kelimeyle ortaya dökmeyi, Sait Faik gibi bir usta yapabilirdi. Onun hayatının sözcüğüydü o. Hayallerinin, ideallerinin, yaşama sebebinin sihirli kelimesiydi. Çıldıracaktım dedi ve yazdı. Yazarken kendini çıldırmaktan kurtardı, yazdıklarını okurken de bizi. Böylece sihir onunla birlikte okurlarını da sardı.
Ben de yazarın bu sözünde kendimi buldum diyebilirim. Çünkü üzüldüğümde, sevindiğimde, sevdiğimde, acı çektiğimde, öfkelendiğimde, istediğimde, istemediğimde hatta hasta olduğumda hep yazdım. Bir tek yazdığımda derdimi anlatabildim. Kelimelerin kalemle evliliğinden doğan, içine küçük sırlar gizlediğim cümlelerim oldu. Onları çok sevdim. “Nasıl daha iyi büyütebilirim ?” sorusunu sordum. Derken yazamadığım zamanlarım benim zamanlarım olmamış, bunu gördüm. Öyle ki yazamayıp, içimde duygularımla savaştığım anlarda anladım; ben de yazmadığımda çıldırıyordum. Yazmadığımda kendimi kaybedip, kim olduğumu unutuyordum. Sonra tek amacım yazmak oldu. Fazla bir şeye de ihtiyacım yoktu. Bir kalem ve bir kâğıt. Benim gerçek dostlarım!
Şimdi kelimelerle sohbet ediyor, onların benim duygularımı kullanmasına izin veriyorum. Her an yazacak bir şeylerimin olması bana yaşadığımı hissettiriyor. Yalnızlığımı kalemim, kâğıdım ve kelimeler alıp götürüyor. Yazarken çekilmez olan daha çekilir oluyor, güzel olansa daha güzel. Ve ben kelimelerle resim yapıyorum çıldırmanın eşiğine her gelişimde. Ortaya çıkan yalnızca benim renklerim oluyor. Başkasında olmayan eşsiz tonlarda bir gökkuşağı! Bir ressam nasıl seviyorsa boyalarını, bende öyle seviyorum sözcükleri. Ve kendimi yeryüzünün en özgür insanı hissediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder