25 Şubat 2013 Pazartesi

SONBAHARA SİTEM


Sana da mı koydu gidişim be sonbahar?
Oysa sen zaten gidenlererin yanındasındır hep,
Kalanların hüznü, sararan günlerisin.
Şimdi bana mı gücenedin?
Bu yüzden mi zemheriyi gönderdin rüyalarıma?
Buz tuttu pembe düşlerim.
Ölüme kimin sözü geçti ki senin sözün geçsin!
Senden daha dosttur, geldi mi almadan gitmez.
Üstüme ağlat bu gri şehri sonbahar
Toprak kokuyor artık umutlarım.
Üşüyorum desem inanır mısın?
Hadi, örtüver şu çınarın yapraklarını,
Benden kalan son hatıralara.
Bu koyu hüznün seni geride bırakıyorum diye mi?
Ah be dostum sonbahar!
Benim bu sevdaya kırgın yüreğimi,
Anlasa anlasa kara toprak anlar…

16 Ocak 2013 Çarşamba

itiraf

Ben Alice'im...
O masalı ve Harikalar Diyarını ben uydurdum. 
Bana kandırıkçı diyebilirsiniz. O çılgın şapkacı, beyaz tavşan, kraliçeler ve masaldaki her şey de benim.
Harikalar Diyarı'nın olmayacağını anladığımda, umutlarımı ve hayallerimi yaşatmak için uydurdum hepsini.
Evet, o HAYALPEREST Alice benim!
Hep yanlış yerde ve zamanda yanlış pasta dilimini yedim.
Peşine takıldığım tavşan yalancıymış, ben ne yapabilirim?
Yeniden yazdım her şeyi, sırf siz tebessüm edin diye.
Aynaya baktığımda gördüklerimden korkup, suçu aynaya attım. Parçaladığım aynanın içine geçti hayallerim.
Ben korktum üzgünüm...
Hayallerimin gerçeklerle yok olup, yalanlarımın beni o lanet çukurda boğmasından korktum.
Küçük kapıyı görünce kendimi büyük sandım. Hayır hayır, ben kimseyi küçük görmedim!
Gözyaşlarımda boğulunca, büyümek için çok ağlamak gerekiyormuş onu anladım...

8 Ocak 2012 Pazar

GİBİ


Gidişin gibi gelişin olsun merhabasız, sanki hiç gitmemişsin ya hani. Hep yanımdaymışsın gibi işte. Bitiriyorum ben artık sonları, vedalarla biten çöp kokulu kâbus aşklarımı. Bir masal yazdım Harikalar Diyarında. Adı belki huzur, belki mutluluk, belki de her şey var içinde. Fakat camdan pabuçlarım yok. Başımda bir taç ya da öpünce yakışıklı prens olan bir kurba da yok. Ben varım, sen varsın. Ve birlikte olduğumuz her an anlatılacak. Dillere dolanacak, herkesi eğlendirecek ama kimse tam olarak ne olduğunu da anlamayacak. Tekerleme tadı bırakacak ağızlarda. Koridordaki ayak seslerinin esrarengiz havasında, kapı zili gibi tahmin edilemeyen olacak hayatımız. Bize özenip herkes masal yazmak isteyecek, yalanları yaşarken. Ama hiç biri bilmeyecek, bizi biz yapan hep GERÇEK!..

EŞSİZ GÖKKUŞAĞIM


Yazmasam çıldıracaktım… Usta yazar Sait Faik’in yazma nedenini anlattığı bu cümlesini ilk duyduğum anda “İşte bu!” dedim kendi kendime. Ancak bu kadar yalın anlatılabilirdi yazmayı seçmek. İçindeki yazma tutkusunu bir tek kelimeyle ortaya dökmeyi, Sait Faik gibi bir usta yapabilirdi. Onun hayatının sözcüğüydü o. Hayallerinin, ideallerinin, yaşama sebebinin sihirli kelimesiydi. Çıldıracaktım dedi ve yazdı. Yazarken kendini çıldırmaktan kurtardı, yazdıklarını okurken de bizi. Böylece sihir onunla birlikte okurlarını da sardı.
Ben de yazarın bu sözünde kendimi buldum diyebilirim. Çünkü üzüldüğümde, sevindiğimde, sevdiğimde, acı çektiğimde, öfkelendiğimde, istediğimde, istemediğimde hatta hasta olduğumda hep yazdım. Bir tek yazdığımda derdimi anlatabildim. Kelimelerin kalemle evliliğinden doğan, içine küçük sırlar gizlediğim cümlelerim oldu. Onları çok sevdim. “Nasıl daha iyi büyütebilirim ?” sorusunu sordum. Derken yazamadığım zamanlarım benim zamanlarım olmamış, bunu gördüm. Öyle ki yazamayıp, içimde duygularımla savaştığım anlarda anladım; ben de yazmadığımda çıldırıyordum. Yazmadığımda kendimi kaybedip, kim olduğumu unutuyordum. Sonra tek amacım yazmak oldu. Fazla bir şeye de ihtiyacım yoktu. Bir kalem ve bir kâğıt. Benim gerçek dostlarım!
Şimdi kelimelerle sohbet ediyor, onların benim duygularımı kullanmasına izin veriyorum. Her an yazacak bir şeylerimin olması bana yaşadığımı hissettiriyor. Yalnızlığımı kalemim, kâğıdım ve kelimeler alıp götürüyor. Yazarken çekilmez olan daha çekilir oluyor, güzel olansa daha güzel. Ve ben kelimelerle resim yapıyorum çıldırmanın eşiğine her gelişimde. Ortaya çıkan yalnızca benim renklerim oluyor. Başkasında olmayan eşsiz tonlarda bir gökkuşağı! Bir ressam nasıl seviyorsa boyalarını, bende öyle seviyorum sözcükleri. Ve kendimi yeryüzünün en özgür insanı hissediyorum.

DÜŞÜNCE AĞRISI


Düşüncelerimin tam ortasında kalmışken özlüyorum,
İstiyorum seni…
Kapkaranlık çıt çıkarmayan
Sinsi geceye sığınıyorum.
Atsın istiyorum beni uçurumlara
Çakılıp kalayım dibinin de en dibinde!
Sonra bana acıyarak doğan güneşe kızıyorum.
Üstüne salıp yok etmek istiyorum
Ondan bile daha ateşli olan kalbimi
Her yer buz olsa, çok soğuk olsa
Isınmak için insanlar hep birbirine sarılsa
Yakıcı yalnızlıklarımız kaybolsa...
Ama yok olmaz!
Ya sana başkası sarılırsa o zaman?
Ben yine yalnız kalarak donarsam!
İşte böyle karışığım seni düşünürken
Kafamı duvarlara vursam
Vursam
Düşüncelerim dağılsa, ufalansa, yok olsa
Kafamdaki şişlikler dokununca iniverse
Düşüncelerim hiç geri gelmemecesine
Seni unutur muyum?
Vazgeçer mi kalbim sana yanmaktan?

MAVİ


Gidilecek yer daha o kadar çok ki
Sen de o yerlerden birindesin.
Zaman ne zamandır bilinmezken,
Düşüncelerimin doruğunda sen varsın.
Artık özlemler senin için sadece
Buluşma noktasında olacaksın vaktinde
Yine hep sen olacaksın biliyorum.
Koyu renk hayatımın en açık tonusun
Öyle kolay seni bulmak
Gel gör ki bulmak sorun değil
Yolları şaşırırsam ne olacak?
Frekansı karışmış radyo kanalı gibiyim
Sesimi net ulaştıramıyorum sana
Terk ettiklerimde arıyorum senden bir şeyleri
Korkularımı silmeye uğraşıyor hayal silgim
Sen olmadan yaşam olmuyor sevgilim.
İlle de sen diyor! Seni istiyor gökyüzüm.
Senin yıldızın olmadan gece olmuyor,
Senin mavini görmeden güneş doğmuyor buralarda.
Geç kalma sakın
Hep karlı günlerim…

8 Aralık 2011 Perşembe

SİNEMA SANATTIR


Hollywood’un milliyetçilik kokan, her fırsatta ‘ biz mükemmeliz, en iyisiyiz’ mesajlarını gözümüze sokan, sinemanın sanatsal yanından çok, eğlence tarafıyla ilgilenen, birincisinin ardından seri halinde çekilerek kolaya kaçan filmlerinden ben çok sıkıldım. Sinema; yedinci sanat olarak doğdu ve hep öyle kalacaktır. Sinema sanat arasındaki aşkı hiçe sayarak, birbirinden ayrı şeylermiş gibi verilmeye çalışılmasına karşı eylem yapıyorum! Her sahnesiyle sanat kokan Avrupa sinemasının sesini açma vakti geldi. Benim gibi Hollywood sinemasından sıkılıp suyu çıkmış olanların imdadına yetişecek bir film tavsiye edeceğim. 2005 yılı İngiltere yapımı olan, fantastik ve oldukça keyifli bir yapıt Mirror Mask (Aynalı Maske). Senaryo ve yönetmenlik Dave Mckean’e ait. Film 15 yaşındaki Helena’nın hayal dünyasının içine bizi çekerken, aynı zamanda unuttuğumuz değerlerimizden bir kaçını da fark ettirmeden hatırlatıyor. Filmin müzikleri de kendisi gibi eğlenceli. Konusuna, merak edip izlemeniz için, girmek istemiyorum. Ama Aynalı Maske’de ki maskelere hayran olurken, filmin içinde ki mekânlara dalıp giderken, aman dikkat gölgeler sizi yutmasın! Bu arada söylemeden edemeyeceğim, filmdeki sahnelerin bazıları da, bana Salvador Dali’nin tablolarını anımsattı. Aynalı maske filmini, en azından çocukluğumuzdaki hayallerimizi yâd etmek için kesinlikle izlemenizi öneriyorum…
Yaşasın Avrupa Sineması!